Cumartesi, Ocak 17, 2009

tombstone, fifty-fifty chance ve tatsız konular



bu iki şarkı, okurcum, suzanne vega'nın sarkıları..

ve hatta başlıkta adı geçmeyen başka bir şarkıdan da sözler aktaracağım.. in the eye o şarkının da adı, ve zaten olay orada düğümlenmekte..

dediğim gibi, konu tatsız.. gecenin 4ünde uyutmayan cinsten.. düşünmekle düşünmemenin hiçbir şeyi değiştiremediği konulardan bir konu daha karşımızda...

yani fifty-fifty chance ilginçtir.. intiharı denemiş, yüzde elli yaşama şansı ile karşı karşıya kalmış, sonucunda da yaşamaya devam etmiş bir arkadaş üzerinedir.. derin endişeler taşır tekrar dener mi diye, ki o zaman ikinci yüzde elliye, yani bizden uzaklara gidecektir diye korkulmaktadır..

ha keza.. tombstone..

yani insanların aklına kazınamamak korkusu, burada iken yer edememek korkusu ile..

aynen kopyalayayım bir kısım sözlerini;

i like a tombstone cause it
weathers well
and if it stands or if it crumbles
only time will tell

if you carve my name in marble
you must cut it deep
there'll be no dancing on the gravestone
you must let me sleep
and time is burning burning burning
it burns away

copy paste deme, ekşi sözlüğe de zamanında el emeği olarak ben yazmış idim

neyse sevgili okur.. yani.. kazınmak bir yerlere.. mermere de olsa bir yere işte, zihinlere olamasa bile.. anlatamıyorum okur kafam bu meselelerle dolu..

yani burdan kalkıp gitmek.. arkada hiçbir şey bırakmadan.. ya da bırakacaklarını görmeden..

oturup düşününce hani okur, yalnız da yaşıyorsan bir de üstüne, aklına geliyor be okur.. yani banyoda düşsen kalsan.. birkaç gün haber alınamaz.. acaba ne oldu merakı mı önce gelir, yoksa neden aramıyor kızgınlığı mı.. ya da o kadarını bile sallar mı arkadaş dediklerin..

merak edip ulaşamayanlar mı önce gelir kapıya, yoksa yoksa kokudan rahatsız olana kadar insanlar farkedilmez mi buradan gittiğin..

geçmiş gitmişsin okur, kime neyse.. ama o halde de gitmesem.. insanlardan birkaç kişi hatırlayacaksa da güzel hatırlasa..

olamıyor okur. işte yalnızlıktan korkmak meselesi orada başlıyor..

ve okur.. yalız kalmamak için belki, belki yalnızlık aklında bile yokken birinde bir şey bulduğun için, gidip tutuluyorsun ya hani.. yani sonra sonra, yalnız olmadığım zamanlar gelir, o kadar da sessiz gitmem, bari bir hoşçakal diyebilirim, hoşçakalacak birilerini bırakabilirimi farkeiyorsun ya..

orada da okur, başka bir bencillik başlıyor..

yani.. nasıl desem.. hayatın sonuna kadar istiyorsun..

yani okur.. bu dünyadan gidecek isem bir gün, ki gideceğim farkındayım, en son görmek istediğim gözler nerededir şu an çok iyi biliyorum.

yani yalnız başımayken gelirse bu olay başıma, ve hatta uyurken bile başıma gelse.. zorluğu buradan gelecek gibi hissediyorum.. tam o an değişir mi işler, tam o an farklı bir kapı farklı bir boyut farklı bir dünya.. ama işte, şu anda, tam da şu anda böyle hissediyorum..

ve neyse okur, orada işte suzanne vega "in the eye" söylemeye başlıyor..

if you were to kill me now right here
i would still look you in the eye
and i would burn myself into your memory
as long as you were still alive

diyor.. yani burada ceza gibi diyor.. ve ben de diyorum.. yani giderayak en son istediğim şey, bir cezaya dönüşürse.. ve görünüşe göre de dönüşecek..

yani akılda kalmak mı, var.. unutulmamak mı, bariz..

ve yani giderken, buradan yanında tek bir kare götürmek hakkım olsa, hep o anı görerek geçecek zaman deseler, ki zaman da ne artık o andan sonra..

yani anatamadığım karmakarışık kafadan kaynaklanan saçma bir yazı oldu farkındayım da..

çok istiyorum. ama buna hakkım olmadığını da biliyorum, yani iz bırakmanın başka yolları da olmalı, bu kadar da ağır olmamalı..

ama ölen bir insanın da son dileği.. sanki..

bencillikse de bencillik..

Hiç yorum yok: