Pazartesi, Temmuz 04, 2011

mutluluğunuzun benimle paylaştıkça artmayacağına sizi temin ederim.

merhaba okur,

öncelikle aşağıdaki şarkıyı çalmaya başlar mısın? birbirimizi daha iyi anlamamız için bu gerekli.



son iki (son iki. eheh.) günümü kuzenimin ankara'daki düğününde geçirdikten sonra, yatıp da uyuyamamış halimle karşınızdayım. beni göremeyişiniz teknik imkansızlıklardan ziyade estetik kaygılara dayanıyor. hiçbir okur, yazarı bilgisayar başında donla otururken görmek istemez. hele ki yazar çikolata kaplı pişmaniye yiyorsa.. kaygılanmayın, sekiz parmakla da anılarımı size aktarabilirim.

bilirsiniz, insanları pek sevmem. pırasa sevmemek gibi bir şey, nedense daha fazla yadırganıyor.. üstelik hava sıcaksa varlıklarına hiç mi hiç (-hiç mi? -hiç!) katlanamıyorum. çoğu zaman sıcağı mı en sevmiyorum, insanları mı en sevmiyorum kestiremiyorum.

düğün kavramını onaylamadığım halde hala hatırı için ankaraya gittim, kuzen hatırı için beceremediğim halde dans ettim, diğer kuzenin hatırı içinse ankaralı düğün çalgıcılarının doğru dürüst çalamadığı a be kaynana eşliğinde göbek attım. insanlara bu kadar eziyet etmeye hakkım yoktu, pişmanım.

bu aralar depresyondayım ve aslına bakarsanız doğduğuma bile pişmanım. neyse, konumuz bu değil.. ama lafın yeri gemişken söyleyeyim, geçen günkü buhranın sebebi karnımın acıkmasıymış. o gün öğlen bişeyler oldu işte, ben yemek yemeyi unuttum.. akşama doğru ağamaklıydım. neden sonra acıktığımı fark edip yemek yememle..

ankara düğünlerini coğrafi nedenlerle pek bilmem. yörüğüz biz, ankara ne ayak.. işte.. zamanında amcanın ankara'ya tayini çıkıyor, ardından hala da abisine yakın olmak isteyince.. neyini benimsersin, neyine ankara düğünü yaparsın?

oysa bizim öyle mi? mis gibi tekirdağ. oh.

ilginç notlarım var..

tahmin edeceğiniz gibi bir yere girdiğimde ilk önce güzel kadınlara bakıyorum. hatta oturduğum yeri seçmemde en önemli faktörlerden birisidir. (bir diğeri denizi görebilmek. ankaradayız dostum, saçmalama..) gurur duyacağım ama sevinemeyeceğim haber: etraftaki en güzel üç kadının ikisi kuzenimdi. üçüncüsü için ise yaşı itibariyle güzelden ziyade sevimli dememiz daha doğru olur.

düğün yapılan yer profesyonel bir düğün salonu. iki ayrı katta iki ayrı düğün yapılıyor, çalışanlar o kadar çok düğün görmüş ki, ne yaptıklarının bilincinde olmadan çalışıyorlar.. sabah yüzünü yıkadığı alışkanlıkla türkü söyleyen bir kadın düşünün.

oyun normal ankara oyun havası, fazla bir şey bilmenize gerek yok. diğerleri biliyor da mı oynuyor? yalnız bir an gelecek, şişeler derken uzatacaklar, orada ellerinizi kaldırıp sallayacaksınız, lingo lingo diye devam ederken oyun gene normal oyun.

bu yazıyı yazarken şu an yağan yağmurun da etkisiyle bahar şarkısı'nı dinliyorum. gördüğünüz gibi iki gündür on beş kere filan atım arap dinlemiş olmam benim yazı yazma adetlerimi pek değiştirmedi. bakalım, sizin okuma adetlerinize ne yapacak..

son bilgi notu olarak bu yazının var oluş sebebinin, bana telefonda, yenice dalmış olduğum uykudan uyandırmak pahasına "bu harun'un düğününün olduğu salon işte, aç bak behzat ç.'yi" diyen annem olduğunu söyler, ilk bölümünden beri bir kez olsun kaçırmadığım bir diziden böylesine tırt bir konu vesilesiyle bahsetmiş olmaktan hicap duyduğumu belirtirim.

sızıyla sizin,

yazar

Hiç yorum yok: