Cuma, Eylül 21, 2012

thanks for killing me.

kendime bir zarar vermenden korkuyorum.

okur,

iyisin?

iyi iyi.. güzel.

birine telefon ettiğimde önce merhaba, ardından müsait misin derim. kim olursa olsun. bazısı hiç açmaz müsait değilse, bazısı meşgule atar, bazısı da naiftir, telefonu açar. ben sorayım da. bin yedi yüz kişiyi aramışımdır bu güne kadar belki, tamamı müsaitim müsaitim dedi. az önce iyi iyi dediğimde aklıma geldi.

tekirdağ'da liman diye bir yer var. çünkü limanda olduğu için. balıkçı limanının bir tarafında masalar var, çay içiliyor. bir lira. tekirdağ için iyi para. çekirdek de var, o da bir lira. hem yanında kabukları atmak için kesme şeker kutusu veriyorlar, o ücretsiz. zaten çöpe atacak yani onu, neyin ücreti. çekirdek yedikçe hem insan çay içiyor, daha bile işine geliyor. bence bedava bile dağıtabilirler. 

o limanda bir gün yalnız oturuyorum. yalnızken limanda otururum. birileri varken de onları alır limana giderim. yani ben orada otururum. seviyorum. kalkacağım işte tam, benim buluşmalarım saatle olsa da kalkmalarım olayladır, olay seçtim kendime. sandal kiralamış dört liseliyi gördüm, şunlar dedim limdandan çıksın, ben de kalkayım. gençler limandan çıkmadı, acemi çıktı. çok debelendiler. hava da serin, epey üşüdüm. ne zaman oldu hatırlamıyorum. piçler. üşüttüler hep beni. neyse.


bu gün oturuyorum gene limanda. gündüz babamın bir işi için bankaya gittim de, sonrasında aylağım. haa, bu arada bankada eniştemi küstürdüm lan. şöyle oldu: ben elimde numara beklerken bu kapıdan girdi, beni görmedi. yeğenlik ettim yanına gittim. selamınaleyküm aleykümselam. (ehheh çok seviyorum bu kalıbı, hiç de selamınaleyküm de demem ama anlatırken derim. olayım abiyans.) senin numara yaklaşmış ben de seninle geleyim dedi. olur mu hiç, burada insanlar bekliyor dedim, güldüm. sonra zaten benim numara geldi, işimi hallettim. dönerken de baktım bakıyor, mutlu musun bekliyorum diye dedi. eski sevgili demez. koca adam. ben diyor, akrabamı bekletmezdim. bak bu kadar insanı bekliyorum şimdi. lan şaka gibi yemin ediyorum. benim polisle bir işim olsa ona gidiyormuşum. ankarada polisti, emekli oldu. neyine gidicem, sanki emniyet genel müdürü. ki, o zaman bile gitmem.

bir kere gittim onunla bir yalan olmasın. ama bizim araba servisteydi ve benim ayağım kırıktı ve ifade vermem gerekiyordu karakolda. hem alıngan hem kindar. ben diyorum akrabalık kötü diye, aha.

ay sinirlendim, başka şey anlatacakken konu nereye geldi.

limanda otururken ben işte bankadan sonra sen benim telefon çal. klarinet çalıyor benim telefonum. biraz dinliyor öyle açıyorum. baktım babam. fotoğrafı çıktı, ayrıca adı da yazıyor. numarayı da tanıyorum. şüphe yok, babam. açtım. kitap alınacak dedi istanbuldan, hadi bi koşu. babam kitapçı ve okullar açıldı. çok normal. başkasının babası dese insan yadırgar.

iki saat sonra gaziosmanpaşada adres ararken buldum kendimi. navigasyon bir yere kadar getirdi bıraktı. kehribar sokağı bilmeyen de navigasyon..

kehribar ne bu arada bilmiyorum. geçen gün de lafı geçti. yani saydam bir şey olduğunu biliyorum, ışık ondan geçiyor çünkü ve kırmızı oluyor.

bu arada, bu ışık konusunu bir kadına anlatmayı çok istiyorum, dinlemiyor yahu. ya yorgun, ya ben unutuyorum, bişeyler bişeyler.. ışığın rengi oluşturması başka, boyanın rengi oluşturması başka. sihir gibi. gerçekten çok severim ışığı. ışık, biraz daha ışık. ölürken unutmayayım da böyle diyeyim. sonra da kelime-i şehadet. ya da dur lan önce kelime-i şehadet getiririm, baktım daha zaman var, o zaman edebiyat tarihine göndermelerde bulunurum. ucunda ölüm yok ya. eheh, retorik şaka. retorik doğru kelime değil.

size görselden bahsedeyim. görsel on numaralı sokak sanatçılarından birine ait. bildiniz, banksy. kendisini şahsen tanımam ama eserlerini nerede görsem tanırım. bu arada eser ingilizcede artifact. geçen düşündüm düşündüm bulamadım, sözlüğe filan da baktım ama tam şeyolmadıysa demek, buraya yazayım da unutmayayım.

böyle şeyleri görüyorum internette, hasetimden çatlıyorum. ulan görünce heyecanlanacak algın var madem, üret. o yok. bok. müzik desen, her konser çıkışı bas gitarına koşan biriyim. ne oldu.. hiç. koca bir hiç. ovvv, koca mı bir hiç.. koca mı kaldı yaa..

leyla ile mecnun başladı, çok sevinçliyim. geçen bölümde dedi, yazının ilk cümlesi oradan. şimdi aklıma geldi, dur yazayım.. bilgisayarda yazmak iyi oluyor, istediğin yere istediğini ekleyebiliyorsun.

hah, leyla ile mecnun. işler güçler de var, o da sürecekmiş. ve tabii, en önemlisi, yarın behzat ç. başlayacak. büyün yaz hasret çektim yemin ediyorum. hayatımda bulunan ya da bulunmuş kişiler kusura bakmasın kadınlı erkekli, hiçbirini amirimi özlediğim gibi özlemedim. zaten ben erkek seven ve özleyen biri değilim. anca işte böyle hayali karakter olacak, ona bütün erkek özleme hakkımı harcayıp hayatımı erkeklerden arındırmış oluyorum.

erkek çünkü çok çirkin lan.. ben yani en beğendiğim erkek kendim, aynaya baktıkça bu aralar.. allahım. hiç beğenmiyorum. insan kendi vücudundan az biraz memnun olmalı. allahtan içindeyim de, aynaya bakmadıkça karşılaşmıyorum. gün boyu gözlerim iki veya yerine göre üç aynayı sürekli gezip duruyor. biri motosiklet, biri de araba sürerken. en çok aynaya orada bakıyorum. aynaya bakmak illa kendini görmekle sonuçlanmıyor bu arada hanımlar. hiç haberiniz yok ama bundan, motorda en çok siz aynaya bakmıyorsunuz diye acı çekiyorum. size ilk kez araba sürmeyi öğretirken sen önüne bak önce dediler ama sonra aynaları kullanmayı.. ya ben neyse bişey demiyorum.

motorumun sol aynası kırıldı. kalpler kırılmasın. bir tel çitin yanına park ettim, çok da yakındı, değdi. değdi, esnetti teli, durdu. iyi dedim durdu. meğer gece boyu tel aynayı, ayna teli etkileyip tepkiledikçe ayna çıt demiş kırılmış. tır aynası gibi oldu. üç parça. biri göğü, biri arkayı, biri yeri gösteriyor. göğe bakma durağı olmasa ben biri arkayı, biri yeri, biri daha da yeri gösterecek şekilde ayarlardım ya onu.. hoş naapıcam daha da yeri gösteren aynayı, kafamı eğsem görürüm. motosiklet olm bu.. neyse, bu aynayı ben parmağımla bastırdım ki niyetim üç parçayı aynı potada eritmek, tek görüntü görmek.

daha da kırıldı. şimdi beş parça.

Hiç yorum yok: