Cumartesi, Kasım 20, 2010

hatalıysam insanlığıma ver.

hiç yoktan insan oturup hesap yapmaya başlıyor. ben daha dün akşam yaptım 50+30=80cl bira içtiğim sırada. al sana ilk hesap. ikinci hesabı yapmadım, arkadaşım ısmarlayacaktı.

üçüncü hesapta üstümdeki yüke baktım. en kolay hesaba gelen paraydı. ödemem gereken 18bin lira olduğunu görmemle umutlarım barbunyaya dönüştü. yarın birisi bana ters baksa ve ben tam o sırada aşık olduğum kadın tarafından terk edilmiş olsam, bu ters bakışı bahane edip işi bırakmam olanaksız hale gelmişti. işi hiç bırakacağım olmadığı halde bu duruma ne kadar bozulduğumu tahmin edemezsiniz.

askerlik diye bir şey vardı. askere, silaha eskiden beri karşı olmam şöyle kenarda dursun, yaşayıp durduğum sırada ev sahibine gidip ben artık kira vermeyeceğim, eşyalarımı da ne yapacağım hiç bilmiyorum, git onu da tsk ile konuş demem çok anlamsız geliyordu. hala anlamsız geliyor, ama bunu benden başka kimse fark etmemiş olacak ki bana sen de gelmeyiver demiyorlar.

bana bir sürü insan sen gelme dedi, ya da gittiğini söylemedi bile sen gelme demek durumunda kalmasın diye. ben bunlara üzüldüm tamam, ama alıştım da. onun için, bana lütfen, "sen gelme, senin sıkılacağın bir yermiş hem" deyin.

edindiğim malların hiç bir şey katmadığını göreli kendime bir şey almıyorum, biliyorsunuz. almadığım halde bu 18bin lirayı nerede harcadığımı düşünüyorum da bulamıyorum, işte bunu bilmiyorsunuz.

çoğunuzdan sıkıldım, bunu da bilmiyordunuz, artık biliyorsunuz.

kendime yeni bot almamak için eski botlarımı buldum, temizledim. boyamaya üşendim, var oldukları haliyle giydim çıktım. sakallarım uzun, saçlarım kirliydi. bu halimi gördüğünden olacak bir filistinli bana mecidiyeköyü sordu. beşiktaştan otostop çekmiş ankaraya gitmek için, durmamışlar. durmazlar dedim, mecidiyeköy de duracakları yer değil, sen köprüye yaklaş. ama merak ediyorsan diye, mecidiyeköy -evet doğru gidiyorsun- bu yolun ucunda.

o yürüdü gitti, ben yürüdüm eve geldim. çok güzel ama bomboş bir mahalleden geçmiştim, elimde içi boş bir çerçeve vardı. güzel şeylerin içinin boş olmasını kabullenemiyor, en azından bir anlam yüklüyordum.

Hiç yorum yok: