Salı, Mart 29, 2011

bu havada gidilmez

uşak havaalanı ülkedeki en küçük havaalanlarından biri. öyle tenha ki, check-in masalarına yaklaşırken çantanı versen de tartsalar diye iki kişi gözünün içine bakıyor.. çantamı yanıma alacağımı söylememle birlikte birisi hüsrana uğrarken diğeri cebinden kabin yazan etiketleri çıkarıp o günkü maaşını hak etmenin gururunu doyasıya yaşıyor.

bindiğim uçaklar arasında en küçüğüyle de gene aynı havaalanında karşılaşıyorum. uçaktaki herkes bir minibüse sığabilir, görmelisiniz. yol boyunca kafamda hiçbir soru işareti olmaksızın geliyorum. usta ellerce yapılan bir pastanın yeni kremalanmış fakat daha diğer süslere geçimemiş hali pürüzsüzlüğünde bir zihnim var. elimde kürk mantolu madonna. hesaplarım doğru çıkarsa uçak inmeden hemen önce bitecek. (hesabım yanlış çıktı ve bir kaç sayfa havaş'ta okundu.)

gün büyük gün. günlerdir özlediğim kadınla buluşacağım bir kere, oturup konuşacağız filan, ciddi meseleler bunlar. kafamda cümleler dönüp duruyor. buluşmanın gerekçesi olarak onun çok fazla şey bilmesini belliyorum. benden daha uzun süre yaşamış olmasıyla açıklanamayacak bilgilere sahip. allahım, o bilgiler benim olmalı!

uykum da nasıl ama.. önceki geceden kalan yorgunluk.. ne mesafeler yürüdüm, ne eşyalar taşıdım, ne kadınlarla yattım.. hiçbiri beni 2buçuk yaşındaki bu çocuk kadar yormadı. perişan oldum, haşatım çıktı. enerji ile alakalı bildiğim her şey gözümün önünde önce için için yanmaya başadı, çok sürmeden bir toz ve kül bulutu halinde evrenin derinliklerinde kayboldu gitti. kerata mesleğimden etti..

silkiniyorum, uyumaklık zaman değil. iniyorum, kardeşimin motosikletine biniyorum. hava nasıl güzel. bu havada gidilmez diye mırıldanmaya başlıyorum, içim kararıyor. gidenleri filan düşünüyorum belli belirsiz. arnavutköyü bebeği geziyorum. beşiktaşı etileri görüyorum. gezmek iyi geliyor, aydınlanıyorum. saate bakıyorum, buluşmak zamanı yakın, akmerkez'in otoparkında münasip bir yere koyuyorum emaneti.

beklemek bir ömür gibi geçiyor. güneş gözümün içinde, yüzüm altı senede edinebileceğim kırışıklığı altmış dakikada ediniyor. ah! bazen çok çirkinim. belki genç ruhlu ihtiyar tribiyle bir şeyler başarabilirim. bu durumdan şu anda şikayet etmiyorum onun için, göreceğiz. gene de, kafamdakileri gerçekleştiremezsem üzülme hakkımı saklı tutuyorum. (üzüntüyü saklamak konusuna bi atlasam..)

boş boş oturabilen biriyim ama beklemek boş oturmak değil, aklıma türlü fikirler geliyor. mesela öğrencilere bakıyorum, besbelli etiler lisesi'nde sigara bedava dağıtılıyor. kaç tane otobüs, kaç tane otomobil geçiyor, ilaç için seyretmelik bir kaza olmuyor. zaman geçirmek zor. gidecek oluyorum, vicdanım elvermiyor..

Hiç yorum yok: