gözleri kıpkırmızı çıktı geldi. belli ki ağlamış. önceki tecrübelerime dayanarak konuşuyorum, ağlamasının durması için benim ağlamaya başlamam lazım. nezle gibi, başkasına bulaştırmadan iyileşemiyorsun.
parça parça yazılar beliriyor, bir ara önünü arkasını doldururum, güzel bir iş çıkar ortaya diye hevesleniyorum.. sonra öyle kalıyor..
yazmak için yaşamak değişik bir ruh hali.. baktığın şeyi tasvir ediyorsun ama mesela kırmızı demek yetmiyor.. kırmızıyı da tarif etmen gerekiyor. işte kadın dudağına ulaştığım nokta da burası. iki üç adımda konuyu kadınlara getirebiliyorum, çok hoş. kadına geldikten sonra zaten bilinen, tek adımda o'na varıyorum.
cumartesi günü boyunca evden çıkmayan bir insanın anlatacağı ne olabilir? aslında sabah banyoma giren iki kumru'yu anlatabilirdim. ama ferhan şensoy, karagöz ve boşverinbeni kitabını yazıp, yalnız bir adamın iki kumruyla (ve sonra onların doğan... neylerinin lan.. çocuk insanın, civciv tavuğun.. yavru hepsinin. neyse) hikayesini -bir dakika, kontrol ediyorum- tam üç yüz seksen dokuz sayfa boyunca anlatmış. tekrar ben anlatmayayım.
iki kumrudan kimseye bahsetmemeye karar verdikten sonra öğlen sıralarında balkonuma giren üçüncü kumruyla birlikte artık cümlelerimde bulunmayı hakeder hale geldiler ve ben de onlardan bahsettim: benim eve bugün üç kumru girdi lan..
yazma işi diyordum, laf nerelere geldi, insanın aklına takılınca hiç yazamıyor. mesela kafamda bir iki karakter var, onlara alakalı bir hikaye yazacağım, yüzleri bile belli.. iki aydır belki oyalanıyorum..
mature hanım var mesela, ona hasta erekte bey, uğruna şarkılar yazılası şiraz abla, sonra femine hanım.. bencillikten olacak, kendimden başkasını anlatamıyorum. hep öyle yaratılıp yaratılıp kaldılar, en çok şiraz abla içerliyor.
- onu düşünüyor musun?
- sadece her zaman.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
güzelmiş
Yorum Gönder