merhaba okur, naber?
benden haberler fena değil. dün gezi vardı çanakkaleye. daha önce de gittim, ama her gittiğimde o coğrafyaya bayılıyorum. gezerken buralara mutlaka tekrar gelmeliyim diyorum. sonra tam o sırada, yani gezmeyi düşündüğüm sıralarda, bir kadın var feci güzel, aklıma aslında onunla zaman geçirmek istediğim geliyor. ben de, çok zekiyim sanırım, bu iki fikri birleştirip o yerlere o kadınla gideyim deyiveriyorum. buna çok benzer (yahut beş benzemez) bin türlü planıma bu kadıncağzın dahil olması hep bundan. yazık ona da, başına neler geleceğinden haberi yok.
dün, dediğim gibi çanakkale gezisi.. bir ara da yemek yemek için gelibolu sokaklarına saldılar. geliboludan çocukluğumdan beri gelir geçerim, içine girmemişim. güzel yer, sémpatique. fakat dönüşe geçeceğiz, tam olduğumuzdan emin olmak için sanıyorum o mal, şimdi burdan isim verip de kimseyi, bizi sokak ortasında sıraya dizmek istedi.
erkekleri hiç sevmiyorum. o kadar sevmiyorum ki, o kadar olur. sokakta iki erkek yan yana görünmekten imtina eden ben seksen civarı erkekle dörtlü yürüyüş kolu. allahım, feci. çok feci.
etrafımızdan nasıl güzel kadınlar geçiyor, fakat biz sıraya girmiş seksen erkeğiz. o gün hiçbir heyecanlı olaya gebe değil. gözlerim dolu, yüreğim yaralı. ağlamaklıyım. çaresizce; gördüğüm en güzel kadının kolundan tutuyorum, söyleyebileceğim tek bir söz var:
- merhaba, hepimizin yeşin don giydiğini biliyor muydunuz?
bir daha gelibolu'ya gelmeye yüzüm olmadığından rahatım. pek çok erkek gibi sakince gitmeyi beceremiyorum. geri dönüş ihtimalim yoksa kendimi salak durumuna düşürmeye çekinmiyorum.
çok özlediğim başka bir kadının sesi, lhasa de sela, sabahtır kulaklarımda, oturdum hasretle dinliyorum. sen de biraz dinle istiyorum:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder