Perşembe, Şubat 19, 2009

sen beni kovmuyorsun, ben istifa ediyorum!



sen mi büyüksün ben mi? eheh tabi ki ben, çünkü ben yaşar ustayım.

şimdi okur, yaşar ustayı da bilirsin, istifa geyiğini de.. çünkü akıllı bir okursun.

bilmediğin gibi, önümüzdeki hafta ben hayatta bir tam yılı daha doldurmuş olacağım. işte tevellüt kaç diyenlere olan cevabım değişmeycek, ama bunun anlamı değişecek. karşımdaki kişi beni 23 yaşında değil, 24 yaşında sanacak ve yanılıyor da olmayacak.

bu kadar uzatmak yerine doğum günüm diyebilirdim. ama yazı yazıyor isem, canım istediği gibi de yazabilirim. yoksa hiçbişey de demeyebilirdim ve bu sadece benim keyfime bağlı olurdu.

keyfiyet unsuru girdikten sonra ise işe, beklentiler girer.

yani, benim keyfiyetim değil de başkasının keyfiyetinin benle olan ilişkisi. yani birilerinin canının benle alakalı bişey istemesi.

o da nesi? şusu: yani doğum gününden girdik lafa ordan aynen devam.. şimdi bunu kutlamak keyfi bir durum. isteyen kutlar istemeyen kutlamaz. ne kutlayanın ne de kutlamayanın davranışı için doğru veya yanlış denilemez. keyfiyet bu. öbür türlüsü mecburiyet olurdu, diyelim ki işte bir kimse bana borcu varsa bunu geriye ödemeye mecburdur, ödemezse yanlış öderse doğru yapmış olur, gibi.

o halde, önümüzdeki hafta perşembe günü tanıdığım her insan bir şey yapmış olacak benle ilgili, ve bu yaptığı şey için yanlış diyemeyeceğim. yani benim doğum günümü hatırlamayan, bilmeyen, bilip de kutlamayan, kutlamak istemeyen kişilerin yeri, aynı kalıcak. onları gene şimdi oldukları kadar seveceğim, daha az değil, daha fazla da değil. ha keza kutlayanları da.

ama keyfiyet ve bekleti ilişkisini incelediğimizde.. orada durum biraz farklı. yani mecburi bir şeyi beklemek hakkım iken, keyfi bir şeyi beklemeyi de kısmi hakkım olarak görmekteyim. e bu bizzat kendimle çelişmek olduğundan, bu kısmi haktan da feragat etmek yoluyla, bu işi bir mecburiyet haline getirebilirim.

herkes hatırlasın kutlasın demek abes olduğundan, kimse hatırlamasın ve kutlamasın demek kalıyor. bu durumda hatırlayanları kırmamak adına, sözlü kutlamaları kabul edebilmek iznini de kendime vermek zorunda kalıyorum, çünkü iyi niyetli insanları kırmak isemiyorum.

bu son durumda ne oluyor: doğum günü kutlamalarından sözlü kutlama serbest iken, hediye alma, birlikte eğlenme gülme gibi şeyler yasak olmuş oluyor. bu durumda, ben beklememiş oluyorum hiç kimseden hiçbir şey, dolayısıyla da bir problem kalmıyor benim açımdan. başkaları için zaten hiçbir problem yok.

benim için olan problem? bundan bahsetmemiştik.. bahsedelim..

okur.. ben acayip farkındayım ki geçiciyim. yani bu dünyada kim kalmış ki deme, o kadar geniş zamana gerek yok. ben bayağı bildiğin geçici bir insanım. sevenim süreli sever, yanımda olanım süreli durur. genelde de kısa süreli durur. meğer ki mecbur olsun, diyelim ki okul arkadaşı, o işte birkaç yıl durur. öyle bir durumu olmayan ise, gelir ve gider.

ne zaman gelir?

okur, iyi arkadaş olduğumu söylerler. bu, başkalarını dinlemek isteyebileceğim anlamındadır. onları yeterince pohpohlayabileceğim, kendilerine olan güvenlerini tazelemelerine yardımcı olabileceğim anlamındadır. dolayısıyla böyle şeylere ihtiyaç duydukları vakit gelirler.

ya ne zaman giderler?

basitçe, bu ihtiyaçları kalmadığında diye cevaplayabilirim bu soruyu da.

yani, eğlenceliyimdir ama monotondur eğlencem. yani ne demek monoton.. şimdi herkesle eğlendiğinden fazla eğlenirsin benle, şayet ilk tanıştığında seni sevmişsem. ama öyle yani. daha kötü de olmaz daha iyi de.. öyle gider. dolayısıyla sana ilginç gelen yönlerimi keşfedene kadar süperimdir senin için.

ilginç gelmemeye başlamam ise sana bağlı. hakikaten okur, yani ben durduğum gibi duruyorum. sen yüzyıllarca sudoku oynayıp sıkıılmayan bir tipsen benimle uzun zaman geçirirsin. öte taraftan, sabah çizgifilm izleyip sonra bisiklete binen sonra yüzen sonra kitap okuyan sonra film seyreden sonra diskoya giden biriysen de, sıkılıverirsin, kısa sürer benim yanımdalığın.

hah, diyeceğim okur, geçiciliğim garantili. geçici olmasını istemedim bir zaman, baktım olmuyor, dedim bari geçici olayım, güzel geçici olayım. benimleyken insanlara unutmamasını umduum anlar yaşatayım, sonra bir gün bir yerde anarlarsa ne mutlu bana olsun. çünkü okur fazlası yok. yani ya geçip gidip kötü anılıcam, allah korusun, ya geçip gidip unutulucam, allah daha çok korusun, ya da işte kırk yılda bir anılıcam.

yani okur bu sebepten insanlara farkı farklı anılma gereçleri dağıtmaktayım. kimisine derim ki beşiktaş, kimisine derim ki bisiklet, kimisine derim ki ankara. yani kısmen kısmen bir şeyler veririm, zihinlerine atarım. küçük tohumlardır, sonra bir yerlerde gördüklerinde bir ihtimal anarlar diye.

o işin de kompetanı olduk tabi zamanla. birine tohum atarken beşiktaş diye atarsam bi sike yaramayacağını biliyorum mesela.. çünkü yoğun var. ya da ne bileyim ben, 8numara anahtar diye de atılmaz, çünkü onu bir daha hiç görmeyebilir..

onun için okur.. filmlerden müziklerden atarım.. leon derim mesela hatırlayanım çıkar, suzanne vega derim düşünenim çıkar.. bir yerlerden yani bazenleri kulaklarına çalınır gözlerine ilişir şeylerden.

ne yapayım okur, ölmek kaçınılmaz eyvalah da, ölmeden önce de unutulmak.. yani çok mesele değil tabi ki önemli bir insan değilim. tabi ki herkes beni konuşsun da değil. ama işte, o kadar hayata girdim çıktım.. bir ikisine de bi kokum kalsın derim.

bencil deme okur.

böyle derim böyle isterim de, böye olmayınca küser kırılır darılır mıyım sanırsın? yemin olsun, gidenlere kızgınlığım yoktur. yani kime neyin öfkesi, kime neyin artistiği.. gelirken ne vermişim de gitmelerine mani olmuş..

sen de okur, bir gün gider iken, bileceğin şudur ki, bu satırları yazan kişi seni suçlamaz, sana kırılmaz, darılmaz. buna hakkı olmadığını bilir. gideceğin zaman gitmen, geleceğin zaman gelmen konusunda her türlü izin de yetki de sevgili okur, senindir.

dağa, göğe, ateşe ve suya yemin olsun okur, gidiyorum der isen bir gün, ki diyeceksin biliyorum, seni anlayacağım.

hayaldir, icabında oturur yeniden kurarım. sen onları düşünme.

Hiç yorum yok: