Çarşamba, Ağustos 11, 2010

tek bir cumartesi gecesinin insanın tüm hayatını değiştirebileceğine dair yazıdır.

hava inanılmaz sıcaktı. iki haftadır bu sıcaklar sürüyordu ve çok can sıkıcıydı.

günlerden cumartesiydi, ne de iyi bilirim. ölmeden önce seç deseler sekiz tane gün, ikinci olarak seçeceğim gün olmuştu. o günü yaşarken ben böyle bilmiyordum.

sekiz senenin sekiz günü de o cumartesi gibi olsaydı. dile kolaydı. sekiz sene de tek bir gün gibi geçmiş ve gitmişti.

arada başka on yıllar yaşamıştım, ömürlük aşklar yaşamıştım, ölecek kadar ağlamıştım. her kadın ağlatmamıştı belki, fakat kimi kadınlar tüm kadınların ağlatabileceğinden fazla ağlatmıştı, buna inanmıştım. yurttaki beyaz yastık kılıfını da, evimdeki sarı yastık kılıfını da, yerdeki halıyı da, -yanaklarımı da tabi bu arada- hep göz yaşlarıyla ıslatmıştım.

telefon ettim, gel dedim, geldi.

yemek yedik, afiyet oldu.

bana gidelim dedim, kalktık evime geldik.

sekiz senenin sekiz ömürlük hasreti ile dokunduk.

havanın sıcaklığı artık saçma sapan bir hal almıştı. biz zaten yanıyorduk ve o sırada son ihtiyacımız olan şey sıcaklardı.

sanmayın ki umrumuzdaydı..

bir kadın bana "yeterince beklersen her şey olur" demişti. o kadın çok zeki bir kadındı, bilirdim. artık bir de üzerine bilgeydi, ben böyle kadınlara bayılırdım. ben şimdi, istediğim her şeyin bir gün olacağına inanırdım.

ilk kadınımdı, omuzuna kurban olduğum, ilk kadınım olmayı öldüresiye hak ediyordu.

Hiç yorum yok: