Salı, Kasım 08, 2011

offline blogger

merhaba okur,

sen bu yazıyı okuduğun sırada ben çoktan yazmış olacağım. çünkü internet erişimim yok ve cep telefonundan bu yazıyı ne kadar zamanda yayınlayabileceğimi şu an için kestiremiyorum.

bayram askerler için gerçekten de buruk geçiyor. izin alamayıp ailesini özleyen askerlerin burukluğu herkesçe anlaşılabilir. izin alıp da tüm iznini ailesiyle geçiren benim burukluğum ise sadece bir ergen tarafından hissedilebilir.

anlatayım,

bu bayram biz çok saçma bir şey yaptık. tekirdağ’dan uşak’a bayram için geldik. gelirken burada yiyeceklerimizi, burada kullanacaklarımızı ve burada ziyaret edeceklerimizi beraberimizde getirdik. yaşlı başlı adamı sen al tekirdağ’dan uşak’a getir, burada elini öp, sonra geri götür.. allahım düşündükçe çıldıracağım.

yirmi yedi senedir yiyorum arkadaş.. bir erkek bir kadına sonsuz kere kanabilir. al işte, karşındayım. doğalı beri annem bir şekilde istediği her şeyi benden aldı. (öte yandan, benimle sevgili olmakla yetinmeyip de illa evlenmek isteyen kadınları caydırabilmek adına bu düzeni biraz daha sürdüreceğim.) deniz kenarında takılırım bayramda kafa dinlerim derken gecenin ikisinde başıma geçip yarım saat içinde beni yola çıkmaya ikna etti. ikna olmasam sabaha kadar sürecek olan bu süreç benim uykusuz yola çıkmamla sonuçlanacaktı. uykusuz yola çıkmamalıyız okur, çok tehlikeli. baktık kaçışımız yok, ikna olalım, bari uyuyalım.

neticede, özlediklerimin çoğunu görememiş olarak birkaç gün içinde polatlı’ya gidiyorum. bir süre daha deniz göremeyeceğim. (deniz adında bir kadına aşık olsaydım buradan çok ekmek çıkarırdım.)

hiçbir şey yapmadığım bir bayram tatilinde on beş günü nasıl harcadığımı, yaklaşık üç bin kilometre yol yapıp da nasıl hiç tat almadığımı sorma, utanırım, sorma, söyleyemem, sorma, yangınlardayım, başım duman.

Hiç yorum yok: