okur nağptın..
ben ne vakittir görmediğim, görmeğe gerek duymadığım kişileri gördüm. gerek görmemekteki hakllılığımı kendime kanıtlamaktan başkaca bir şey kazanmadım..
hafifçe toparladım, araba sürmekten pek hoşlandım. istanbula geri gittiğimde yapacağım işlerin ne olduğunu düşünmüyorum bile, öylece duruyor. yüksek lisans için pek hevesliyim, beynim kurumasın büzülmesin derdindeyim.
çok bilenleri çok konuşanları sevmiyorum. bu akşam en sevmediğim konuşmalarımı yapmaktan hiç hoşlanmadım. çok bilen dediğim de, eah.. inan zerresine değer vermediğim fikirler, işte bu sebepten saygı ve ilgi duyamadığım sözler.
sevdiğim kadın vardı, bahsetmiştim. yakında kavuşacağım. sonrası çok güzel olacak, öyle inanıyorum. belki bu o kadar güzel olmaz ve beklediğim boşa gider. bana kalırsa yüzde otuz ihtimalle süper olacak. yüzde yarım (binnde beşe tekabul eder) ihtimalle bile güzel olacağına inansam, gene de her türlü ayrı kalmaktan kaynaklanan üzgünlüğe değecektir diye inanıyorum, o sebepten umudum ve hevesim yerli yerinde. yüzde yarımın altında bir ihtimale düşerse mutlu olacağımıza inancım, bu uğurdaki tüm hevesimi ve gücümü ve gayretimi ve inancımı kaybederdim. ama okur, onu tanıyan ve bilen ve ona aşık olan biri olarak konuşuyorum, eğer tahmin ettiğim gibi olacaksa mutluluktan delireceğim, öyle de güzel olacak. beklemeli görmeli.
bu aralar annemle de geçinemiyorum. her lafı batıyor. babamla fena değil, az konuşuyoruz, az lafı batıyor. ergen gibi bir şey olmuştum, buraya yazamadığım zamanlarda ekşi sözlükte belirtmiştim. üzerimden atamadım. ne huysuzluktur arkadaş. nazar sanıyorum.
gücüm gayretim ve hevesim bitmiş olsa dahi, uyku işi sıkıntılarla sürmekte. sabah başımı kaldırmadan uyumak isteği ile boğuşurken, gece yatakta sabaha kadar elli sekiz kere dönmekteyim. boyun ağrılarım geçmiş veya geçecek değil, her döndüğümde acı çekmekteyim. sabah kardeşime masaj yaptırıp, babama çiğnetip, annemden de kas gevşetici ilaç aldım. hiçbirinden fayda gördüğümü sanmıyorum.
hayatta bazı şeylerden fayda görmem gerektiğine inanıyorum. kendi kendime yetebileceğimi biliyorum, ama bazen, böyle hevesim yokken yani, birileri yardım etsin istiyorum. etmese de sorun etmem diyorum, halbuki bal gibi de bekliyorum.
bu arada, kendi kendine yetmek deyince.. self-sufficiency diye bir kavram vardır. bir prosesin kendi kendini sürdürebilmesi anlamına gelir. yani, bir başlatırsın, sonra sürer gider. her proses self-sufficient değildir tabi ki, olsa fena olmaz ama olmak zorunda değildir. işte okur, aşk da benim için, self-sufficient bir proses değildir. sürmesi için sürekli "feed" etmek gerekmektedir. hevessizken bunu kendim yapmakta zorlanıyorum. şükür ki, sevdiğim kadın her zaman sevecek bir şeyler veriyor. vermezse bir gün ne yapacağım hiç bilmiyorum, ya kendim sürdüremezsem diye korkuyorum.
neyse okur.. yarın geldiğinde bir ayın daha yirmi üçü gelmiş olacak, ve bir ay daha geçmiş olacak. bu geçen aylarda üzüldümse de sevindimse de kıl kadar bir pişmanlığım yok, olmayacak da, bilakis, memnuniyetten çatlamaktayım.
kıl deyince, para bulanda lazer epilasyon ile epey bir kılımı katledebilirim, çünkü aklıma bir dövme geldi ve şu anki durumda pek güzel görünmeyecek. kardeşimin iddiası, o dövme ile italyan arabasına benzeyeceğim. benim iddiam ise güzel olacağı. bilmiyorum, iğneden hep çekindim. yenebilirsem o çekingenliği deneyebilirim. bence güzel olacak.
bir icraatın içinden programında daha birlikte olduk. esenlikler dilerim.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder