Pazar, Haziran 13, 2010

sevgili günük,



dün ayağımı kesmiştim, sol ayak başparmağım. kestiğimi fark etmedim bile, oturduğum kayanın üzerinde kırmızı kanları (kan kırmızıdır. ama kendi kanımın parlaklığına hayran oldum, çok hoş bir rengi vardı) görünce orada daha önceden bir tavuk kesilmiş olabileceğini bile düşünmüştüm. canım hiç yanmıyordu.

işte kauçuk patik alma kararımı o anda verdim.

dün boyunca dışarıda gezdikten ve tozduktan sonra -duş almak için eve uğrayışımı saymıyorum- tüm yorgunluğumla evime ulaşmış, az biraz sarhoş olmuş, eğlenmiş fakat hasta olmanın eşiğine gelmiştim. yatarken bir tişört (t-shirt) giydim. kollarım yarıya kadar örtülüydü, buna rağmen uyuyabilmiştim.

yürürken ayağımın başparmağını ister istemez havada tutuyordum, bir süre sonra ağrı yapmaya başladı bu yürüyüş stili. ne var ki değiştirmek mümkün değildi.

devirsi gün gene erken başladı, adalar vapuru doldu, gitti, ikincisi doldu, gitti, üçüncüsüne binebildim. pencereyi açma sırasındaki konuşmalarımıza gülüşen iki kız vardı, tanışıldı, gülüşüldü. okul için istanbuldaymış, aslında muğlalıymış bir tanesi. yaşı epey küçüktü, ama reşit olacak yaştaydı. bu son cümlede dediklerimin tamamı ve bir önceki cümledeki "tanışıldı" kısmı yalan olmasa idi şu anda hakikaten o kızın adını biliyor olabilirdim. bu ama, sanmıyorum ki hayatımda çok şeyi değiştirmiş olurdu.

kınalı adada inmek istedik, onlar inmek istemedi. inmesinlerdi, kınalı ada zaten insan doluydu. insanları vuvuzela sesinden daha az sevmeye yeni başlamıştım ve bu durumdan oldukça memnundum.

kiraladığım bisiklet kıçımı acıttı, girdiğim denizin yosununu ise doğrusu çok umursamadım. aklıma zamanında ekşi sözlükte, göt deliği ile taşak arasındaki mükemmel boşluk ile ilgi yazdığım yazı geldi.

pek sportif, pek moskova haller ardı, evime yorgunluk ile geldim, evimde yanızlık beni bekliyordu, pencere kenarında diñelmiş, neden bilmem, dışarıyı seyrediyordu. yüzüne güneş vuruyordu ve bu sıcakta yapılacak en saçma şey güneş vuran bir yerde dikilmekti. yalnızlık zaten başlı başına çok mantıklı birisi olmadığından bu yaptığının da üzerinde durmadım. bu benim aklıma solitude standing şarkısını getirmemişti, bilakis, solitude standing şarkısı bana bu sahneleri düşünür olmayı öğretmişti. solitaire açmadım fakat, freecell'i daha çok seviyordum. seviyordum da ne oldu, onu da açmadım.

ayak başparmığm hala yalnızdı, masaüstüne porno indirebilecek kadar acıyordum.

görüp de özendiğim su içinde satılan mozarellayı açtım. beklediğimden çok daha tuzsuzdu. becerebilse negatif tuzluluğa ulaşan tek peynir olarak vücudumun tuzunu emecekti. yediğim bir sandviçte ekmeğin peynirden daha tuzlu olması fikrine alışamadan sandviç bitti, çünkü küçüktü. çünkü benim yedi kilo kadar fazlam vardı ve bu yüzden vücudumu pek sevmemeye başlamıştım. artık sevişmiyordum, çünkü sevişeceğim kimsem yoktu. bir süre daha sevişmezsem vücudum sevişilmeyecek kadar çirkinleşecekti ve hiç şansım kalmayacaktı, bu ihtimal beni çok ama çok korkutuyordu. öte yandan, yaz günü zaten birlikte uyumak karşılığında sevişmek benim pek işime gelen bir şey değildi.

bu arada bir kızla konuştum. bana karşı bir şeylerin yeşerdiğinden bahsetti, oysa ki göğerdi dese alnından öpecektim. göverdi dese idi hele, sarılır ve bir daha bırakmazdım. ben kullanılan kelimelere belki faza dikkat ediyordum, öyle ki bir "meh" kelimesi ile ömrümü adamaya yemin etmekle acele etmiştim hatta. gel gör ki bu kararımdan hiçbir zaman pişman olmadım. o bunu bilmiyordu.

zaten mozarella da benim neyime idi?

vinyet: kardeşimin belçikadaki evi.
pencereden görünen: kardeşim.
varyant: Bir yol şebekesi üzerinde, belli bir noktadan ayrılarak başka bir noktadan aynı yolla birleşen ikinci derecedeki yol.
varyete: Şarkı, dans, hokkabazlık, temsil gibi aralarında ilişki bulunmayan farklı oyunlardan oluşan gösteri.

oysa bana kalırsa,
vinyet: benim liverpooldaki evim. (in liverpool. evet.)
pencereden görünen: kardeşim. (buyursun gelsin.)
varyant: eğrili büğrülü inilen bayır. bir tarafı dağ bir tarafı deniz. çıkışı başka yolda olursa çok hoş. (bayır deyince sizin de aklınıza tırmanmak gelmiyor mu?)
varyete: varyete.

2 yorum:

Murat Ozdemir dedi ki...

blogger'in like butonu olaydı hemen basardım!!!

Damla. dedi ki...

Akıl sağlığından endişe ediyorum kaptan... =/