bu bir şişelik yazgan macerası, baştan tadını beğenmeyip dolapta soğutmak suretiyle içilebilir hale getirdiğim kırmızılık kadehinde son bulmakta.
sen, güzel kız, bana dans bilmemenin acısını seni gördükten sonraki iki sene boyunca eksiksiz yaşatmaktasın.
birisi de beni düşünüyor mudur acaba, ulan biri için be, bir kişi için önemli olayım diyorsan.. sen, güzel kız, senin adını bilmeyen bu adam seni o gün o kadar çok beğendi ki, o günden sonra hiç unutmadı. bu fotoğrafa sık sık baktı, seni sık sık andı. seni o kadar çok kişiye anlattı ki, seni tanıdığını bile sandı.
sen, o geceki güzel kız, çok mutlusun ya da çok üzgünsün, ya herkes beni seviyor diyorsun ya da hiçkimse beni sevmiyor diyorsun.. ikisi de yanlış! herkes seni sevmiyor, fakat kimse sevmiyor da diyemeyiz. ben seviyorum diyemiyorum, ama ben seni çok özlüyorum.
çektiğim en güzel fotoğrafsın sanıyorum ki, zaten çok az fotoğraf çektim. çektiğim en güzel fotoğraf olarak kalman için bir daha elime makine almayabilirim.
ellerim karıncalanmakta, sana olan özlemim artmakta, salsa kızı. benim elim senin elini tutsa ve gözüne baksa idi, sevilla'dan geri dönemezdim diye inanıyorum..
sen de biliyorsun, doğruluk payı en bir pay.
işte tam da bu sebepten, öldükten sonra insanlara haklarındaki her bilgi açıklanmalı. işte tam da bu sebepten, yaşarken diyemediklerimizi deme hakkı bize verilmeli.
sen, bir gün öleceksin. öldüğünde sana artık yazılı mı olur, sözlü mü olur, bir bilgi getirecekler. diyecekler ki, birisi seni bir kere gördü ve sonra unutmadı. birisi senin kokunu hiç bilmedi ama seni çok özledi.
bitirirken;
bak seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
(abluka burda başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder