bugün cem'i gördüm. bana bir kutu şeker verdi, şekersiz ama. tarçınlı. ağzıma bir tane attım, elli idiler, azaldılar.
az önce türker'i gördüm, uykumdan uyandığımda -eve geldiğimde biraz uyumuştum- bana çikolata verdi. bu şekerli, denilene göre de yüzde altmışı kakao.
yirmi altının yarısı ne ediyordu? on altın. arabadayken radyoda söylediler, güldüm uzun uzun.
bindiğim arabanın, bu arada, sağ tarafını sürtmüş benden önceleri binen birisi: vay sürtük. yazık olmuş ama kendi tercihi değil.
tam da uçak inerken, boğulan motor sesleri ile ve cayır cayır fren sesleri ile, iniş için yerlerine geçmiş hostesler ve kaptan pilot olacağı günü bekleyen yardımcı pilotun yanında oturan adamı çekememesi ile, emniyet kemerim bağlı ve koltuğum dik durumda iken bitirdim kitabı. kitaptaki adamı fırtına aldı savurdu. karıncalar yedi, güveler yedi, sinekler kelebekler doldu doldu boşaldı. önümde oturan kadın çok ama çok güzeldi. saçları uzun, teni esmer, kokusunu bilmiyorum ama herhalde bir çeşit çiçeğe benzer. yok yok, çiçek filan! asla masum bir kokusu olamaz, kim bilir kaç başı kaç tur döndürür..
yarın için ödev var. sınav var. çalışmak gereği ve çalışmamak isteği var. var oğlu var.
bir sen yoksun lan hıyar!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder