Cumartesi, Şubat 26, 2011

çay istiyorum, su bardağında olsun.

yeni yaşıma gireli bir saat oluyor. sadece aramasıdan memnun olacağım iki kişi aradı, kardeşim de hediyemi kapıya bıraktı. oysa ki aynı evde yaşıyoruz. yay burcu, haddinden fazla cool. kapıya hediye bırakmakla alakalı söylemiyorum, hayır.

son iki günümü otuz senedir hollandada yaşayan, hollandacayı(?) türkçeden daha iyi bilen, ingilizceyi ise laz aksanı ile konuşan, burnu sağa çeken bir laz ile geçirdim. dil, din, ırk, renk ayrımından uzakta, hatta pek çok başka şeyden de şeyden uzakta, izmirde, rafineri kuracağımız arsada müthiş rüzgar yedim. askere gidecek olmamın bile konuşulduğu toplantıda, aklım bitiremediğim kitapta kaldı.

misafirhaneye girer girmez, farkında olmasam bile, hayatımda ciddi bir yeri olan kadın aylar, belki yıllar sonra beni aradı. saçları aklıma geldi, gözleri aklıma geldi, dudakları.. ne bileyim ben, kulakları filan aklıma geldi. aklımdan çımış olduğuna hayret ettim çünkü akıldan çıkmayı haketmiyor idi. ben de başka akıllardan çıkmam sanırdım ama, kalplerden (lpl başka herhangi bir kelimede yan yana geliyor mu?) bile çıktığım vaki.

evdeki son şişe şarap bu yazıyı yazmamı biraz zorlaştırıyor, kabul ediyorum. kendisini kola bardağında (evet, böyle bir bardak var, üzerinde cocacola yazıyor) içmeme bozulacağına, bence real'de ayın şarabı seçilip ederinin 65%ine satıldığına bozulsun.

bir de, saç, boyun, burun, göz. bunlar hep önemli. bilhassa saç. özellikle saç. çok ama çok önemli.

Hiç yorum yok: