dün 1 mayıs'tı.
ben gitmedim, gitmiyorum. toplu hareket etmeye, geleneklere, bayram kutlamalarına pek hevesli değilim. biraz da hımbılım. kurban bayramı da olsa, işçi bayramı da olsa, bayram benim için evde miskinlik günüdür. bahanem bu.
bu günlerde çok öfkeliyim. ülkeyi terk etme konusunda kararım kat'i, ve fakat imkanlarım kısıtlı diye gidemiyorum. araştırıyorum, bakalım. hep gitmekten bahseden hımbıllardan olma ihtimalim de az değil zira. zor günler beni bekliyor.
iş yerimden memnun değilim. işimi sevdim seveceğim, az kaldı. iş arkadaşlarımla ama siyasi herhangi bir konu gündeme geldiğinde, allahım, ancak bu kadar ters düşebilirim. beni çok yakın tanıyan, tatlı suları ne çok sevdiğimi bilen canım okurlarım daha iyi anlayacaklardır.. düşünün, ben bile! bugün çok sesleri çıkmadı ama, bir iki laf eder gibi oldular, gereken cevabı verdim. iyi böyle, korksunlar benden azıcık. terörse al sana terör, konuşa konuşa size düşünmeyi öğreteceğim.
ama şunu söyleyeyim, ülkeden gitme kararım hakkında.. ülke benim değil, devlet benim değil. bu durumu kabullendim.. mevcut düzeni halka rağmen değiştirecek değilim. istenen buysa, istenmeyen bensem, zorlamanın anlamı yok..
kalitesiz ve düzensiz şehirlerde, gürültülü, pis, aşağılık insanlar olarak yaşamak istiyorlarsa, buyursunlar yaşasınlar. böyle bir ülkede birinci sınıf vatandaş olacağıma, düzgün bir ülkede ikinci sınıf vatandaş olurum. her türlü buradan iyi. mahalli takımda kaptan olmaktansa beşiktaş'ta yedek olmak, barcelona'da top toplayıcı olmak gibi düşünün. isteyen mahalli takımların sıcaklığından, samimiyetinden ölsün, bayılsın, hepsi onların olsun. o sevimli denilen halk daha bir ay önce galata köprüsünde ölmüş adamın cesedinin yanında balık tutmaya devam etti kaygısız..
hele polis, hiç benim değil. anlatayım: liseden odtü'yü biz dört kişi kazandık. birimizin cemaat ile ilişkisi yakındı, ankarada'da elbette bir cemaat evinde yaşamaya başladı. çok geçmedi, odtü'yü bıraktı, polis akademisine geçti. son duyduğumda bir yerlere komiser yardımcısı olarak atanmıştı. toplum hayatını değiştirmek uğruna, böyle bireysel hayatları değiştirmek onlar için mesele değil zira. dün savaştaki polislerin hepsi son on yılın polisleriydi. bunun sonuçlarını iyi görmeliyiz: yenildik.
şimdi çalıştığım şirket de onlardan. yok, iş yok. enerji sektöründeyseniz, sektör onların elinde. milyon dolar ile uğraşıyorum, milyon dolarlar kimden çıkıp kime giriyor görüyorum, dehşete düşüyorum. iş hakkında artık kimseyle konuşmuyorum. utanıyorum. ancak diyorum, bütün parayı onlar yemesin, birazını da ben yiyeyim.. ne kadar maaş alırsam onlardan, kar.. çok sürmeyecek ama, umarım.
maaş diyorum da, orospu çocukları, çok özür diliyorum sizlerden, affedin ne olur, maaşımı bile tatlı tatlı yedirmiyorlar. iş yerim için demiyorum bu sefer, onlardan para akşamüstü saat ikide çıkmış, ama o maaşın yattığı faizsiz banka var ya.. şark kurnazları, aşağılık insanlar.. hesabıma parayı dört buçuktan sonra yansıtıp, beşe çeyrek kala eft talimatını kapatıyorlar. ahlaksızlar, hırsızlar.. kendi bankama göndermeyeyim diye kendi paramı, o faizsiz kazançlarına gecelik kazanç eklemek için, artık adına da kim bilir ne diyorlar, paramı iki gece gasp ettiler..
öfkeliyim sevgili okur, mutsuzum, üzgünüm. bu tip söylemlerde bulunduğum için de hicap duyuyorum.
en yılgın hislerimle, hepinizin gözlerinden öpüyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder