Çarşamba, Mayıs 29, 2013

filler ve kulaklar şimdi

kulaklarımdan sinir fışkırıyor, fillerin altında eziliyorum. merhaba.

istanbul'da aslında hiç de beğenmediğim gezi parkı yıkılıyor. sevmiyorum, yalan değil. ama yıkanı daha da sevmiyorum. canlıya kıyana tahammül edemiyorum.

içinde bulunduğum yılgınlığı anlatmam imkansız. dilini konuştuğum, doğduğum ülke benim için yaşanacak bir yer olmaktan çıktı. gitmek için ufak ufak başladığım hazırlıkları hızlandıramamanın ızdırabını yaşıyorum.

benim gitmem, tavşanın dağa küsmesi gibi, umursanmayacak. 'sizin yüzünüzden gidiyorum' desem karşımdakinin gevrek sırıtması beni katil edebilir. yenilgi ne acıymış.

oysa o gevrek gülen, birileri ona yol verdi diye üçüncü dördüncü çocuğunu yapma peşinde. sadece omuriliği ile yetinen kişilere nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama deneyeceğim:

"  
şu anda, doğacak çocukları neyle besleyeceğim diye sızlanıyorsun, destek bekliyorsun. (bu arada satranç diye bir oyun var, haberin olsun, oynayabilirsin. şimdilik bir hamle sonrasını hesap edebiliyorsun, bu güzel. üç hamle sonrasını en azından, kendini geliştirmek bakımından..) ben eğer neo liberal olsam ve iktidarda olsam, değil üç, beş çocuk doğurun derim. teşviği de bolca bolca veririm. şimdi bile insanlar asgari ücret alamıyor çalıştıkları yerde, haklarını istediklerinde dışarıda işsiz bekleyenlerle tehdit ediliyor ya hani, bilin bakalım acayip kalabalık genç nüfus en çok kime para kazandıracak. gene mi anlamadınız? off..
"

biz o halde yüzümüzü birbirimize dönelim. biz çünkü ancak kendi kendimizle varız. biz, gerçekten bir avuç kaldık. biz, yani çok güzel kadınlar ve ben ve birikiönemsizerkekdaha, marjinalleriz. ben ki en konformist, en koca götlü halimde, en yatağımdan sesleniyorum: marjinallerdenim. çünkü kalabalık öyle bir kalabalık ki, vicdanı olan herkes kendini onlardan olmamakla tanımlar. tanımlamalıdır.

aşırı mutsuzum.

işimden hiç bahsetmiyorum. çalışmaya ilk başladığım yıllarda çalıştığım işten söz ederdim. şimdi anılarım en son askerliğe kadar geldi, kaldı. yaşadığım bu günleri hafızamdan sonsuza dek çıkarmak için çok çabalayacağım. rafineri projesinde mühendislik yaparken, çevreye yapacağı onarılmaz zararları bile bir şekilde içselleştirebilmiş bir adamım. yani, aslında hiç iyi biri değilim. bu yüzden benim sözlerime kulak vermelisiniz:

şu anda, iktidarla bu kadar sıkı ilişkileri olan bir holding bünyesinde; yürüttüğüm operasyon ile her ay milyon dolarlar kazandığırdığım bu kişilerin hesabına, istihdam ettiği yandaşlarıyla bir arada çalışmaktan, inanın, tiksiniyorum. alkol yasağı gece meclisten geçiyor, sabahına çalışıp gelmişler, bana avrupa'daki örnekleri sıralıyorlar. fanatik olmak ne acı.

kalıp savaşmaktan, bilinçlendirmekten, mücadeleden bahsetmeyin ne olursunuz. halka rağmen halkçılık kadar saçma şey olmaz. insanlar böyle yaşamak istiyorsa buyursunlar yaşasınlar.

böyle yani okur, canım okur. ben beceremiyorum, lütfen tut elimden, beni buradan götür.

o gün gelene kadar ben sabah uyanıp işe geleceğim, akşam çıkıp spora gideceğim, oradan eve geçip uyuyacağım. ulaşımımı motosikletle sağlayacak, kafamı kasktan dışarı çıkarmayacağım. ben bu trafiğe, bu otobüslere, bu halka hiç karışmayacağım.

çekildiğim bu zahiri inzivanın içinden hepinizi, bilhassa en güzellerinizi, sevgiyle kucaklarım.

Hiç yorum yok: