Çarşamba, Haziran 05, 2013

zamanıdır.

hava döndü işçiden işçiden esiyor yel
dumanı dağıtacak yıldız-poyraz başladı
bu fırtına yarınki sütlimanlara bedel

bahar yakın demek ki mevsim böyle kışladı

tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
ve durdu muydu bir gün bu kör avara kasnak
bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel

köylükler uykusunda döndü dönüyor sola
güne bakıyor bebek büyüyen yumruğuyla
başaklar göverdi bak baş koydular bu yola
şaltere uzanıyor tanrıya açılmış el

senlik benlik bitip de kuruldu muydu bizlik
asgari ücret değil hür ve günlük güneşlik
bir türkiye olacak aldığın son gündelik
halk kalacak geride gidince bu zalım sel

tarihle yürüyenler tarihle adım adım
safları sıklaştırın tarihle hızlanalım
lakin hızlandık derken kolu dağıtma sakın
başları bozuklar var şimdi bize tek engel

sen ki ferhat'sın işçi günün senin gelecek
indir külüngün indir del şu karanlığı del
del ki dağlar ardından önümüzde bir çiçek
gibi açsın aydınlık tekmil olunca tünel


merhaba,

hayatımda sol ideolojilere hiç olmadığım kadar yakınım.

odtü'de geçen altı senede sadece bütün insanların düşüncelerine tahammül etmeyi öğrenmişim. çok önemli bir meleke, ama elbette yetersiz.

eksikliğimi gidermeye beni teşvik eden ise çalıştığım yer. resmen benim için bir okul oldu. nasıl anlatayım, iş arkadaşlarımın düşünce yapısı hiçbirimize benzemiyor. hepsini seçip de almışlar.

beni işe alışları tamamen mecbur kalmalarından ve altı ay süren işsizliğim sonucunda talep ettiğim aylık ücrette ciddi bir indirime gitmiş olmamdan.

konuyu dağıtmayalım. ben bir konuyu uçlara çekmeden anlayamayan, standart bir analitik düşünme yapısına sahibim. ekstrem noktalara çekmezsem zor. ekstrem noktaların içinde yaşamak ise hepsinden zor, fakat inanılmaz öğretici.

şöyle bir konuşmanın parçası oldum mesela, hicap içinde paylaşıyorum:

- ben, ailemle gittiğim yerde içki içilmesinden rahatsız oluyorum.
- rahatsız olabilmen çok saçma.
- sen içki içilebilsin istiyorsun.
- evet.
- işte ben de içilmesin istiyorum.
- yahu aynı mı?
- elbette! sigara için de sen içilmesin istiyorsun mesela, kapalı alanda.

şimdi, ne diyeceksin bu adama? yani, hakikaten ne diyeceksin.. hayata baktığı pencere öyle farklı ve bana kalırsa öyle düşük bir seviyede ki.. konuşurken tükettiğim zamana acıyorum, aptallığına öfkeleniyorum, sığlığına kinleniyorum. o umursamıyor ama ben bu gibi durumlar yüzünden ciddi acı çekiyorum.

bu ortamda yaşayan biri olarak, hiçbirinizden de ses çıkmayınca, ben de ne yapayım, büyük umutsuzluğa düştüm. son yazımda bu etkinin izlerini görmek mümkün. hatta paylaştığım görselde, elbette habersiz fakat konuyla da ilgili olarak #direngeziparkı patlak vermeden kısa süre önce yazdığım bir yazı var. bu sözümle açıkçası gurur duyuyorum.

genellikle rahatsız olabileceğim ortamlara hiç girmemem, girmiş bulunduysam da ilk fırsatta çıkmamla tanınmış biriyim. peki, bu iş yerinden neden ayrılamıyorum? çok basit: sistem yüzünden.

anlatayım:

önce ekonomik hayatı çok dar bir alana toplanır. konut fiyatları ve kiralar da doğal olarak aşırı artar. bu esnada sizin bir şekilde ikna olabileceğiniz kredi oranları ile konut almayı mümkün hale de getirirler.

kirada oturunca hiç umrunuzda olmayan birine maaş bağlamış oluyorsunuz, bu kanınıza dokuyor. kredi çekip konut satın aldığınızda ise en azından paranız bir değere dönüşmüş oluyor, ama bu da sik - taşak denkliğinizi bozuyor. ben ikinci yolu seçerek, en azından bir süre sonra özgürlüğe kavuşabilmenin hayalini satın almış durumdayım.

bu koşullar beni patrona posta koymaya, öğlen yemek yerken kulağıma çalınan gerzek yorumlara hak ettikleri cevabı vermeye, hülasa "iyi ki yaptım ulan!" diyeceğim bütün eylemlerden uzak kalmaya mecbur kılıyor.

kederimi içime gömüyor, hepinizin gözlerinden öpüyorum.

Hiç yorum yok: