Cuma, Mayıs 29, 2009

gece yalanları



okur naber

şimdi, tek bir şarkıdan başlayacaktım lafa.. sonra o şarkı, bu şarkı derken.. albümün içinden birini diğerinden ayırıp da şarkı seçemedim, hepsini beğendim.

bu da yeni konseptimizin başlangıcı oldu. albüm-wise yazı yazmak.

ilk seçtiğim albüm, bülent ortaçgil'in gece yalanları albümü.. 2003te çıktı, 2003te ben ankaraya geldim.

ve ilk şarkı rastlanı yalanı.. yazıya başlarken çalmaya başladı.. işte, dediğm gibi, ankaraya yeni geldim. bir kadına rastladım. ve şimdi, bu şarkı diyor iken, yani o kadar zaman sonra karşılaşıp da her şey aynı, filan.. yani gülümsesin, düğümler çözülsün, küçük ışıklar çok uzaktan görülsün..

bilemezdim tabi o zaman, ileride bir yerde bir gün rastlamak isteyeceğim kadın ile karşılaşmışım diye.

gerçi, sonra rastladık gene, hala zaman zaman bir yerde bir şekilde karşılaşılabilir.. yok, küçük ışıklar pek de görünmüyor.. aslında, görünüyor da.. o da işini biliyor, benden iyi biliyor.. yani, olmuyor olamıyor.

burada şarkı bitiyor, bir sonraki şarkı başlıyor.

bu arada okur, bu yazıyı okurken, sen de bu albümü dinle.

gece yalanları geliyor.. kendime söylediğim yalanlardan bahsediyor. ben en güçlü en güzel, en doğru zannettiğim diyor.

şimdi, yalan değil çok fazla okur.. yani, baktım önceki yazılarıma, bir on oniki gün filan olmuş.. ulan, iyi olamam mı lan demişim, buyur iyi de olmuşum.

sözlerde yorgunluk belirtisi var, şarkılar tamam ama, gizli kapaklılar..

eheh, okur, güzelmiş bu iş.. yani albüm-wise konuşmak işi.. bayağı cevaplı mevaplı.. kapaklıysa kapaklı...

sakin olmanın güzelliği bir başka okur. yani, nası diyim sana, ıhamur gibi. kokusu iyidir, hissi iyidir, faydası vardır, zararı yoktur. kanın yavaş akar bir kere, bu da iyidir..

geçen spor yapıyorum. elliptical diye bi alet var, bilirsin.. kusura bakma ağır konuşucam, ibnenin evladı nası gaza etiriyosa insanı.. bi ara yoruldum gibi oldu, karnım da az biraz aç.. tutayım dedim sensöründen kalp atışımı göreyim. 182ye vurmuş.. normali 80-90, eforlusu 150-160.. e ayıp. indim, dinlendim eve gedim, şarkı bitti.

bu arada okur, okurken sesli oku. en azından mırıldan.. mınmınhımı diye okursan hızlı geçer, şarkıya denkgelmez. senkron kayar.

ve bir sonraki şarkıdayız, bir tek sen yalanı..

ehheh.. güzel yalandır. az söylemedim. yani, söylerken inanıyordum da.. sonra sonra gördüm ki, yani.. şimdi hayatıma girmiş kadınlara da ayıp olacak biraz ama.. yani, aşağı yukarı benzer laflar ettim..

çünkü okur, güzel laf etmeyi bilirim, ve bir yerde herkesin güzel diyeceği bir şey olduğuna inanırım..

mesela, dünyanın en güzel kadını kimdir? şimdi sorsan kimi sevgilimdir der, kimi annesi, kimi kendi kızına bakmaktan alamaz kendini.. tamam, onlar da güzeldir..

ama okur.. ben inanıyorum ki, yani bir yerde, bir kadın yaşıyor ve o kadın hakkaten en güzeli. tanrı bile yaratınca, ulan en güzeli bu oldu, çok içime sindi demiştir.. öyle bir kadın vardır..

ama başka bir şey de içimde, bu kadının kıymeti bilinmediği yönünde.. bir köyde töre gereği 14ünde de evlendirilmiş olabilir, veya bir hamburgercide şu anda okumak için mutak temizliyor olabilir, ve hiç sevgilisi olmayabilir..

yani, bi şekilde, en güzel ama, bilen yok.. çünkü okur.. nası diyim.. en güzel kadın olarak herkesin tanımasını filan geçtim, yakınlarının bile kıymetini bilmediğine inanıyorum.

bu arada, hemcinslerimin kırdığı kadınlar, çok afedersiniz.

her şey tamam, uyum yerinde, artık bir tek sen.

isteğim de bir tek senden.

işe, burada aşık olduğum kadına sesleneyim.. artık bir tek sen. hem de bu bir yalan değil. en azından, şu anda buna inanıyorum.

bu arada, tabi bu şarkının da sonu...

sıradaki, hiçbir zaman..

hiçbir bence bitişik yazılmalı. her şey ayrı. zaten, her şey ayrı.

sen git çay koy, ben çok şaşırdım, bu ev benim için yeni..

içindeki evim, benim için bir iki senelik. hadi, üç. ya ondan sonrası? ya da hiçbir zaman..

bitiyor okul.. niyetim burdan gitmek.. ve işte, son birkaç haftam ya, belli yani.

konuştum konuştum, anladım ki hiçbişey anlatamamıştım.. yazmamın işi de bu. yani, bişey anlatmak için değil, konuşmak için. beni tutmasan okur, konuşurum, güzel olurum. sus dersen, hevesim kırılır, üzülür küserim, hem de susarım, istediğin de olur. ama onu isteme okur..

bu arada, bu albümü rapidshare'e yükleyeceğim.

dün bir hocamla konuştum, şarkı göndermiyorsun artık dedi. bu albümü göndereyim, hem de bu yazıyı.. bu arada, merhaba hocam, hala okuyosanız.. hem de muhabbet etmiş olurum onunla da.. çok iyi bi insan, tanısan çok sversin sen de okur.

eheh.. zaten sözcükler kilitli.. daha başlayamadım. yok be, başladım.. yani, güzel başladım. konuşma işini öğrendim herhalde..

öğrendiğimi sandığım sıra, konuşup da bir şey anlatamamış olduğumu da gördüm. anlatmışımdır diye inandım. şarkı bitti.

nereye sokağı başladı.. nereye gittiğimizi bilemedik.. susuz, uykusuz, nereye sokağında kalakaldık..

bu arada, yazık ki daha yeni keşfetmiş bulunuyorum, benzer binlerce yazı yazıldı. şarkılar üzerine, albümler üzerine.. trtnin bile şarkı adlarını arka arkaya getirip de anlamlı bir paragraf oluşturduğunu bilirim..

zararı yok. şu dünyanın birkaç senesi kaldı, yakında biter.. bayağı sonuna denkgeldik bu işin bence.. öyle uçan arabalar hiçbir zaman 5bin liraya alınamayacak.. gri elbiseler giymek zorunda kalmayacağız. ve hiçbir zaman kırmızı et hapı üretilmeyecek..

yapılacak her şey yapılmıştır.. yani, süper evler arabalar filan hep yapılıyor. insanın yaşamasına yetiyor. bi kablosuz iletişim kaldıydı, o da onbeş senedir hayatımızda belki..

neden diyorum bunu.. yani, öyle pek yapılmamış bişey yapmaya kaygım yok.. bütün insanların dediği, bütün insanların yaşadığı şeyleri, bir kere de ben yaşıyorum

ama kiminle, nasıl..

buradaki ıslıklar da, şarkının sonuna yaklaştığımızı bildirircesine, kuş seslerine karışıyor.. güzel bir şarkı daha bitiyor, geleceği düşündürüyor..

konuşmak konuşmak, uzun uzun. mutlaka değişmek gerek..

ve ben, değiştiğimi görüyorum.. 2003te yazdığım yazıyla karşılaşınca, o halimi beğenmiyorum.. ileride bir gün, şimdiki benin çok mal biri olduğunu farkedeceğimden korkuyorum.

sakın şaşırma geliyor şimdi de..

gemliğe doğru denizi göreceksin, sakın şaşırma..

gezerken de, bir yerlerde, bir şeyler görmeyi istiyorum. yol anlamında, yani.. orada böyle de bir şey var, mesela deniz.

cenovada bir yol, ve norveçte bir yol.. bunlar benim televizyonda bir reklamda gördüğüm yollar.. ayrı ayrı güzeller.. ve alp dağlarında bir yol... italyada. o da çok güzel.

virajlar, yüksekler, denizler, dağlar.. tek eksik olan ben, motosikletim ve aşık olduğum kadın. ve burda dikkatini çektiyse, üç farklı varlığı bir varlık olarak görmüşüm. ve hakikaten de, onunla sarılıp uyuyamadığım günler, onu kendi vücudumun parçası olarak görmek ayrı bi his. ama sıcağa gelemem, sarılıp da uyuyamam, arkamı dönerim, sakın şaşırma..

ekmek doygunluğu, baştan aşağı anıların yorgunluğu.. ekmek doygunluğu güzel. yani, rastgele bir doygunluk değil. mantı doygunluğu rahatsız eder, salata doygunluğunda hep bir eksik vardır..

konuklar misafirler, sofralar zengin, ama kalkıp gitmekteler. yemekler yenmiş, artık kahve içmekteler..

hayatımdan çıkıp giden dostlarım, sevdiklerim, sevdiğimi söyleyemediklerim. kahvenizi içiyorken sizi seyrediyorum, ve hatrı kalsın istiyorum kahvenin. kalmazsa da zararı yok, ama ben sizi özlüyorum.

aynı zincirin başka bir halkası ekleniyor, ben hiç şaşırmıyorum.

şarkı burada ben bitiyorum diyor, ama sürüyor.. yani, gidenler gibi.. sözler bitiyor belki, konuşmalar da.. ama müzikleri sürüyor, aklıma dilime takılıyor, ıslığımda var oluyor.

anılarımı seviyorum yahu.. ve sonraki şarkıyı bekliyorum.

o da şimdi başlıyor.. çoktular ama hiç yoktular diyor..

bu şarkı benim kafamda öyle çok bir şey uyandırmıyor.. sen gülünce bahar, renklerden pembe demek, mutlu etmek istediğim bir arkadaşıma seslenişimi hatırlatıyor. günlerden pazar, aklım sende diyince, aklımın kimde olduğunu bilemiyorum bile.. çok insanı seviyorum, hepsine güzel şeyler söylüyorum. kimisi anlıyor.

hem bülent ortaçgil de demin dedi ki, hiç seveyenler eksiktir bir yerde.. ve ben, eksik hissetmemek için kendimi, bazen çok inanmasam da, fazlaymışım gibi yapıyorum. ama bazen hakikaten seviyorum.

bu arada ben bu albümü rapidshare'e yükleyeyim.. linkini burada vermem ama, benden iste, öyle veririm. zaten hoş bir şey de değil.

ve aslında.. şarkıya şey yaparken.. yani.. birisi duyunca seslerden fa olması, çünkü duymazsa eğer tüm şarkıların boşuna olması.. hep işte konuşmak ile anlatmak arasındaki fark. allahtan, anlatmak her zaman çok büyük kaygım olmadı.. bazen oldu.

o arada da yeni şarkı başladı.. yapma lütfen..

bü güzel bak.. kibar, hafif de isyankar.. ya, yapma işte.. yorgunum artık.. yatağımda yakamoz ışıltısı bırakma işte.. anla işte..

sıkıldığımı da gör, bekliyorum biliyorsun.. artık bu kentte de çok da saklanma..

yani okur.. dediğim.. hep birilerine bir zamanlar dediklerimiz.. birisine dedik yani.. hiçlikten de umut kırıntısı yarattık.. ve yalnızca kadınlar ağlamadı..

okur.. konuşup diyip de, lafa başlayamama kekemeliğini, yani dilimde değil de elimde yaşadım.. klavyenin üzerinde gezdim de durdum, nereden başlayacağımı bilemedim..

şaşkınım verdiklerinden, sonsuz listende yine ben borçlu çıkarma lütfen.. şarkının ritmine kapıldım, lafımı toparlayamadım.. beni susturma ama, bekle. .toparlarım lafımı da.. ve hayat, borç alacak meselesi değil.. hayat, verme meselesi.. ve hayatın da sana verdikleri meselesi..

alayım deyip de, alınmıyor.. sadece, açık olmak, hayatın vermesi için ortamı oluşturmak lazım.. verecekse, veriyor.

genelde ama, oluyor..

şarkı çok yakında bitiyor..

esas dananın kuyruğunu koptuğu yer.. sana geldim.

şimdi okur.. bu yazı, ve bu şarkı.. esas işin başladığı yer.. bu şarkının hangi satırı hangi harfi olacaktı başlık bilemediğimden..

ve susamış ve su bulamamış gibi, kalkıp sana gelmem. bu gece vakti, kalkıp ona gitmek istemem. susamış gibi, onu özlemiş gibi, bulamamış gibi..

yatağımdaki aynı iz.. kaç gündür, hala tek kişilik. yatak iki kişilik, yastık iki tane, ama ben orada tek yatıyorum.

olmuyor okur.. yoruldum. zor bir zaman benim için.. okulum bitiyor, yani, kafamda biteli üç hafta filan oldu.. biraz boş kalmak lazım gibi.. hevesim yok, hadi diyen olsa güzel şeyler yapacağım, hadi diyenim yok..

dokunsan ağlayıp sırıtsan güleceğim.. biraz kılıksızım, biraz keyifsizim. ama ben, kalkıp sana geldim. kime gideceğim diye, döndüm dolaştım, kendime geldim.

ve bambaşka bir yerlere gidiyorken kalktım sana geldim. kendimi de görmek fırsatı bu, albüm-wise yazı işi.. çünkü, şarkıları dinlerken kafamdan geçenleri, şarkıların etkisiyle, atlayabiliyorum. yazınca bak, iyi oldu. aklıma neler neler geldiği oldu.

msnde hiç alakam olmayan, bi şekilde listeme girenler online oldu. şarkı bitti yenisine yelken açtık..

adını da sen bil, ama ben de söyliyim.. farketmeden.. ki kendisi de, daha farkedemeden başladı..

söylediklerim boş, incir çekirdeğini doldurmaz dedi, doğru da dedi.

bu arada proje fuarı var, haziran 15. yaptığım şeyleri göstermeyi seviyorum. görünsün istyorum. 5 kişilik bir proje grubunda 2 kişinin hiç çalışmamasını, bunlardan birinin selamsızın teki olmasını, onların da benim de aynı kategoride değerlendiriliyor olmasını kaldıramıyorum.

okuldaki topluca mezun olurken gezme görgüzülüğünü sevmiyorum, asla bir parçası olmuyorum, olamıyorum.

kendi düğünüm de, yani olacak gibi, istiyor çünkü, böyle arabalı konvoylu olmasın, bizle ilgisi olmayan bir kişi bile rahatsız olmasın diye, azami dikkat ile gerçekleşecek. en azından, buna ikna edebileceğimi düşünüyorum.

küçük birikimlerim bana yeter derim, sonra dünya siyah olmuş, neden? yani, az insan yeter derken mesela olabilir bu.. meğersem yalnızmışız da onu farketmişiz.. hepsi olabilr...

ben yazmaktan yorulurken, albümün sonu geldi. gelmeseydi de burada bırakırdım, eminim.

çok okudun okur, gözüne sağlık.

Hiç yorum yok: