Perşembe, Nisan 22, 2010

bir insana hesap makinesi demeye hiç bir bardağın hakkı yoktur.

okur naber..

dün akşamdan başlayan bir süreçtir ki, azalarak sürdü gitti, ve fakat bitmedi, kendimi dünyada bir yere koyamadım.

şöyle ki, diğer insanları "yığın" halinde gören biri olarak, kendime dışarıdan baktığım anda ben de çok değersizleştim. ee, başkalarına yığın deyip de durmak yok, düşünmeye devam etmeli, kendini o yığında bir yere koymalı..

zaten tatlısu melankoliği olarak, sık sık kendimi değersiz hissederim. yalnızken daha bir değersiz olduğum oluyor. iz bırakmak kaygısı da buradan geliyor.

yani, hangi kalbe girdimse kaldı izim diye bir şarkıda geçiyor ya hani, ben buna hayret ediyorum. izim kalsın diye etmediğim kalmıyor, ama izim de kalmıyor. sonra başka bir kadında hiçbir şey yapmıyorum, gene izim kalmıyor.

sadece kadın erkek ilişkisi de değil. arkadaş olanlar beni az özlüyor - hopefully. bildiğim kadarıyla hiçbiri hiç mi hiç özlemiyor.

şimdi burada insanın tabi.. efendim bizim sahillerimize neden turist gelmiyor diye.. gidilecek yere insanlar gidiyor, farkediyorum. allahım ne de akıllıyım.

özet olsun, yersizliğimi ve yersizliğimin gerekçelerini pek iyi biliyorum. bu durumun bana getirdiğinden yakınsam da, aksi türlü bir duruma izin vermemek konusunda kararım kat'idir. zira şimdi mesela istanbulda herhangi bir evde oturuyorum diye bile ayda bin liradan ziyade masrafım oluyor. herhangi bir kalpte yer bulacağım diye benden gidecek olanları hayal dahi edemiyorum.

okur, sakın demeyesin ki o evdesin diye akşamları kuru bir yerde uyuyorsun, hem de sıcak, hatta yumuşak.. güzel, ala, hoş. bana bu yetiyor.

öperim koklarım.

Hiç yorum yok: