Pazartesi, Nisan 19, 2010

fikirler hk.

okur naber?

geçen oturuken düşündüm.. bir kaç kişiyle de paylaştım sonra..

şöyle ki okur, kendimden başka hiç kimsenin bir bilinci olduğu, bir geçmişi olduğu, hisleri filan olduğu fikrini benimseyemiyorum, içselleştiremiyorum. yani yani, istiklalde bir insan yığını yürüyüp giderken, hakikaten de onları bir yığın olarak görüyorum.

zaten ne vakit ki birinin zihnine ulaşsam, en kolay da yazılardan oluyor bu, o zaman bayılıyorum.. geçen klink'e bayıldımdı, bloguna hasta oldumdu.. yakın zamanda begüm harikalar civarında bir güzel bir uğrak yeri oldu bana. civarında dönenir oldum.

yazıdan ulaşmak şu sebepten.. herkesle her zaman aynı anda aynı yoğunluğa ulaşamıyorsun. yani klink denen kızı ben ankarada altı sene tanıdım misal, öyle bir an denk gelmemiş. o kendi anını yazsın, ben kendi anımda gideyim yazdığı okuyayım, ona erişeyim..

erişince çünkü, insanların içinde süperlikler mevcut, buluyorsun. görmeyi bilince de işler pek hoş, pek kolay.

eskiden de dedim.. anlamak lazım dedim. anladığım kişiyi severim dedim. hatta, anlayıp da nasıl sevemem ki dedim. gene diyorum.

sevmenin yolu anlamaktan geçiyor, şüphe yok. karşındaki kadına aşık oluyorsan, onun zihnine fikrine aşık oluyorsun. onun ne dediği önemli, önemli olmasına da, nasıl dediği daha bir önemli. tarzı, sözleri, türlü türlü halleri önemli. gözünü nerde yumduğu önemli, gülerkenki dudağının kıvrımı önemli. kendini anlatışı önemli, giyimiye kuşamıyla, saçının boyuyla, ve boynunun kokusuyla önemli..

ve, bu bilmiyorum iyi mi kötü mü ama, pek çok kişi aslında benim görüp görebildiğimden çok daha önemli.

doğduk yanımızda annemiz babamız vardı, önemliydi.. sonra etraftaki insanlar üç oldu beş oldu derken bir kalabalıklaştı.. kalabalıklaştıkça normalleşti..

şimdi bu normallerin arasından birini çekip özelleştirme zamanı.. kestiriyorsun birini gözüne, alıyorsun, tanıyorsun, seviyorsun. alıp da tanıyıp da sevmediğim olmadı.

ama çok fazla kadın var.. sevsem sevsem nereye kadar sevebilirim ki?

çünkü çünkü okur, aslında herkes iyi yani. kötü biri yok, bir yerlerde de illa sevilmeye değer bir yan var. ee, demek ki sevilmeye değer olması bir kişiyi sevmeye yetmemeli, yetmiyor da zaten. orada ortaya çıkıyor işte o kadının tarzı, stili.

mesela paristeki herhangi bir kadına aşık olabilirim sırf boynundaki şalın uğruna. yahut amsterdamdaki başka bir kadının işvesine vurulurum. kievdeki bir kadının ise yuvasına bağlılığı sadakati gözlerimi yaşartabilir.

az önce telefon geldi de, bir dağıldı, sonra toparlayamadım. başka konuya atlıyorum:

dünyadaki her fikir bir kaç ana fikirin karışımıyla anlatılabilmeli bence. yani, renk gibi hani. görüp görebildiğimiz her rengi nasıl ki yeşil, mavi ve kırmızının karışımdan oluşturabiliyoruz, benzer biçimde karşımızdaki insanın fikrini, dünya görüşünü de bir kaç ana fikir akımının karışımıyla açıklayabilmeliyiz ve bu "bir kaç" tam da üçe eşit olmalı.

begüm, bu konuyu konuşalım ltf.

tşk.

1 yorum:

Begüm Şahin Bilgin dedi ki...

zaten öyle yapabiliyoruz alpercim, (bu arada ana renkler sarı kırmızı mavidir, yeşil ara renk:/)