
hep, iyi ki dedim
evet okur, ne varsa klişede var..
bir bilsen uykum ne kolay kaçar bir bilsen içme düşen en ufacık bir kurt, worms armageddondaki en cevval kurt olup tüm içimi yer ve bitirir...
neyse, kurdunda kuzusunda değilim, zira birkaç haftadır kendi yatağımda yatamamanın, iklimlerin, sıcakların sürekli bir uykusuzluk etkisi yarattığını bilmekteyiz.
uykusuzluğun mutsuzluğa yelken açtığı bir gecede daha, yanındayım. halbuki gönül isterdi ki, beni yanında isteyecek birilerinin yanında olayım.
akraba ziyaretlerine başladım, uzak yakın demeden akraba gezmekteyim. hepsi kadın olanda, sıkıldığımdan, çoğu zaman yaşları 3 ila 11 arasında olan muhtelif boy ve ebatlarda çocuklarla ilgilenmekteyim.
çocuklardan daraldığımda ise, kadınların arasında laf dinlemekle zaman geçiren, standart bir ev sünepesi olma yolunda hızlı ve büyük adımlarla, akıl almayacak bir hızla ilerlemekteyim.
bir kere, geçmişte yaşanan sınırlı anılar, milyonuncu kere anlatılıyor, bu bir gerçeklik. öyle ki, o bir kaç anı anlatılacak diye, yeni anılar hiç var olamıyor, zaman akıp gidiyor.
onlardan bir tanesi de, benim bebeklikten beri geceleri saçma sapan saatlerde uyandığım, sabah 6 gibi illa uyandığım (hala uyanırım çok yorgun veya çok geç yatmamışsam) ve benim zor şartlarda geçen doğumum. kendi doğumunu bu kadar net hatırlayan kimse yoktur, o kadar dinledim, var sen hesap et.
çocukluğumu dinlemeyi seviyorum, kendimi dinlemeyi seviyorum.
akrabalarımız benimle gurur duyarlar imiş, sağ olsunlar. muhakkak katkıları olmuştur bana, ama benimle gurur duymalarına vesile olan okul bitirme gibi bahaneler için, kusura bakmasınlar pek ama, öyle çok iyi hisler beslemiyorum. ne yapıldıysa ben ve çok yakınımdaki birkaç insanın gayretiyle oldu, beleşe gurur yok kimseye. ha, çok yakışıklıymış, bu gen muhakkak benden geçti diye gurur duyacak iseniz buyurunuz en büyük şan sizin olsun, koltuklarınız kabarım kabarım kabarsın.
diğer insanları ve seni bilmem okur ama, ben çok zamanlar bir yazıhane imişçesine, bir efendim müdüriyet imişçesine, bir ne bileyim ben muhakkak uğranması gereken muhasebe imişçesine, düşüceler ve hesaplamalar içinde kalıyorum. ne yaptım, ne ettim, geçmiş ne idi. doğru mu ettim filan.. kendimle pek meselem yok, yaptıklarımdan pişmanlık duymuyorum. o zaman sıra geliyor başkaları ne yaptı, ne kadar ve niye ve nasıl, ve saire..
sonrasında işte, uyku bir kaçtımıdı...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder