Pazar, Ocak 23, 2011

23.01.2011 akşamı yazısı

önce hep birlikte sakinleşelim, gözlerimizdeki yaşı silelim, şarkıyı dikkatle dinleyelim.

sözlerini yazıyorum:

yüreğim kanlı paslı hançer
geceyi rüyaları böler
gözlerime mil çeker darbeler
bir feryadım başlar bir feryadım biter

bedenim zincirlenir döner
hevesim acılarda söner
alev alev büyürken gölgeler
bir yangınım başlar bir yangınım biter

gitme böyle bir aşk yok
var mı böyle bir sevda
var mı aşkı cana can yaşayan
suçlanmış bizim gibi
en masum günahlarda
var mı bu dünyada böyle iki sevdalı

ne yapsam gecem günüm keder
ölümüm izlerimden geçer
hayallerim kör kütük derbeder
bir figanım başlar bir figanım biter

şarkı böyle diyor. bana göre en güzel kısmını tekrar aşağıya kopyalıyorum, gönlümü yıktığı için italik de yapıyorum tipini. tekrar okumakta fayda görüyorum:

gitme böyle bir aşk yok
var mı böyle bir sevda
var mı aşkı cana can yaşayan
suçlanmış bizim gibi
en masum günahlarda
var mı bu dünyada böyle iki sevdalı


kusura bakma okur, boş yere gözlerimizin yaşını silmeğe vesile oldum. tekrar dolacağından adım gibi emindim ve adımın bir harfini diğer harflerinden daha fazla seviyordum. sebebini seninle paylaşmaya şimdilik lüzum görmüyorum, bildiğini tahmin ediyor, hatta var sayıyorum.

var saymak, yok sayılmak kadar dokunmuyor insana.. yani bir şeylerin iyi olduğunu, bazı yanlışların yapılmadığını, ne bileyim, kalplerin filan kırılmadığını var sayabiliyoruz. bunların olmaması işi ise bizi üzüntüye, pişmanlığa sevk edebiliyor. sevk ve idare edilemeyen şey, bu hislerin dışında yani, yok sayılıyor olmak. bizim işte orada söz hakkımız kalmıyor. bağırsan ne olacak, boş yere ergen artistiği. susuyorsun efendi efendi. karizmatik mi oluyor susmak? zannetmiyorum.

Hiç yorum yok: