Çarşamba, Ocak 05, 2011

çikolatalı shuffle

johnny guitar

bu gün de böyle okur. beş şarkı boyunca buradayım, konuşacağım. neydi ne değildisinde değil mesele. şarkıyı kimin söylediğinde de değil. shuffle seçer, ben ister güler ister ağlarım.

dedim işte bu yeni senenin hatalarla dolu geldiğini. o hissi içimden atamadım gitti, duruyor böye kuru üzüm gibi. bir süre sonra etrafına toz toplar koltuğun kıyısında, yenmez olur. kuru üzüm zaten. aman.

sabah uyanamama işi neden bu aralar, gene bir fena tepede. sınırlı sorumlu bir insan oldum çıktım, geç filan kalıyorum. ama bak, işe illa gidiyorum. o sırada zaten şarkı bitiyor.

um raio de luz ardente

oha, şarkının adını yazana kadar bin saniye geçti.

dolaşırken bugün iş çıkışı, gittim kendime dinleyeyim diye bülent ortaçgil'in yeni çıkardığı albümü aldım. yalan değil, bu adamla oturdum çok konuştum, kendisinden çok akıl aldım. onun haberi yok sanırsınız da, vardır muhakkak. ben okurlarımdan haberdarsam şayet.

bu gün iş çıkışı zaten bir başkaydı. genel müdür var şimdi bi tane, onun bir de odası. o gitti herkes gitti ben kaldım asistan kaldı bir de bir başka mühendis. gittik bu genel müdür odasında, onun koltuğa ben yattım boylu boyunca, sonra kremalar filan karnımda, asistan da sağ olsun yaladı filan.. eheh şakka len. gittim ama genel müdür odasındaki koltuğa uzanıp bir saat akıllı tv seyrettim. kalktım sonra ne trafik kalmış ne başka şey. bundan sonra yaparım ben bu işi hacı.

bu arada beş şarkıyı çok demişim. bu şarkı mıymıy daha anca yarısında. yazarken heyecanım çok oluyor. durağanlaştığım anda yazmayı bırakıp gidip yatasım geliyor. dur bari typo hatalarını düzelteyim. bu klavyeyi de sikeceğim.

all down the line

var ya, yazdığımı okunur hale getirmek için yemin ederim yazarkenkinden daha fazla gayret gösteriyorum. iyice eskidi bilgisayar ama temmuzdan önce değiştiremem. konuştuk bunları, anlattırma tekrar.

cem karaca'ya var ya, nası gıpta ediyorum, nasıl özeniyorum. onun gibi yürümek isterdim, onun gibi saçım olsun onun gibi favorilerim olsun filan isterdim. isterim yani, şu an istiyorum. sesimi onun gibi kullanayım filan.

yazımın birinde "alamanya berbadı" şarkısına mutlaka değineceğim. süper laf, hastası oldum.

hastası ve laf ve değinmek demişken bugün birine de dedim, size de diyeyim; "sen ne kadar kumraldın aynalarda hay allah" diyebilen bir adam acaba başka ne demiş diye merak etmemeyi ben çok ilginç buluyorum. nasıl böyle bir şey olabilir, inanın anlamıyorum. elbette otuz yedinci kere turgut uyar.

milonga triste

bir kadını sevmeye memelerinden başlıyorum. bu, erkek olmak hakkında söylenen belki de en doğru laf.

erkek olmak güzel şey. kadınlık da güzel de, eğer altı defa daha doğacaksam beşi erkek olsun tanrım. teşekkürler.

bu arada bugün hayatımızı kolaylaştıran her şey erkekler tarafından yapılmış gibi geliyor. tren mesela, kitap ayracı da bence, ve hatta ayakkabı çekeceğini de (kerata) sayabiliriz.

ve evet, kendimi ilk önce erkek olarak tanımlıyorum. bir dahaki şarkıda değineceğim. bu bitiyor.

sleuth

görüyorum mesela facebooktan vaktinde bir şekilde eklenmiş olan kadınlar birer ikişer silmişler beni. arkadaş listem erkek dolmuş ağzına kadar. resmen çakılı lan, tıka basa..

ne demek bu? demek ki ben kendimi ne kadar erkek olarak görüyorsam, diğer kadınlar da beni en az o kadar erkek olarak görüyor. bakıyorlar, sevgili buluyorlar ya da benden işte onlara yarar iş çıkmayacak anlıyorlar, gidiyorlar. hiçbirinin arkadaşım olmaya hevesi yok.

koyayım! ben sanki bayılıyorum. ben zaten insan seven bir insan değilim, kendim en dahil. hayatımı, bakmayın başka türlü bildiğinize, tek bir kadının nefesiyle geçireceğimi, o tek kadın da ben de biliyoruz.

şimdi bu son şarkı, son bir okumak ve gerekli yerleri italtmek için kalan zamanını bize verecek. telaşanmayın.

öptm cnm kib bye.

son kontrol esnasında geçilen şarkı: achilles last stand

Hiç yorum yok: